Maddenin hakikatini kavramak bir ayrıcalıktır tabii. Ruhu olmayan hiç kimse kavrayamaz. Kavraması değil; anlamaz, uzaktan yakından çıkaramaz, farkına varamaz.
Ruh sahibi olan fark eder. Nasıl fark eder? “Ben neyim?” der. “Bu görüntüyü kim görüyor? Bu sesi kim duyuyor? Bu dokunma hissini duyan kim? Kokuyu duyan kim? Benim içimdeki ben kim?” der.
Bir de bakar ki madde diye bir şey yok. Bir de bakar ki kendi de yok. Bir gölge varlık var sadece. İşte mümindeki tecelli bu şekilde oluyor.
Mesela tasavvuf ehlinde var bu. “Bir ben vardır bende, benden içeri.” diyor. Bak, “Bir ben vardır bende, benden içeri.” diyor. Orada anlamış. Mesela Yunus Emre anlamış.
Ama orada çok delil bir şey var; birçoğu anlamamış, anlamıyorlar.
İmam-ı Rabbânî diyor: “Ben sağlam keşifle gördüm. Madde diye bir şey yok.” diyor. “Sağlam, çok net delilim.” diyor. “Madde diye bir şey yok.” diyor İmam-ı Rabbânî Mektubat’ında.
“Gölge varlık.” diyor. “Hiçbir şey yok. Allah’ın zatından başka hiçbir şey yok. Hepsi gölge varlık.” diyor. Doğru söylüyor.